Deneyimler

Yazdır
PDF

Deeksha aktarımı esnasında yaşadığınız deneyimlerinizi veya hayatınızdaki değişimleri bizimle paylaşmak isterseniz Bu e-Posta adresi istek dışı postalardan korunmaktadır, görüntülüyebilmek için JavaScript etkinleştirilmelidir Bu e-Posta adresi istek dışı postalardan korunmaktadır, görüntülüyebilmek için JavaScript etkinleştirilmelidir 'a mail atmanızı rica ederiz.

 

YAŞANAN ÖZGÜN BİR DENEYİM ÜZERİNE…

Yaşamın her anı ayrı bir deneyim, ayrı bir heyecan. Her yaşam özgün… Her nefes, her yeni gün, biten ve anı olan gün gibi özgün... Her bir ağaç ve dal yine öyle... Tüm bunları böylesine yazmak en kolay olanı. Oysa tadına varmak ve deneyimlemek hem farklı hem özel…


Bazen yaşamın geçip gitmesine seyirci kalır insan. Ne doğa umurunda olur, ne özgünlük, ne de deneyim. Acı çekmekte olduğunu fark eder ama acıdan umudunu da kesemez bazen insan. Günler birbiri ardına gelir ve geçer, gündüz ve gece yürekte yaşanan için hep aynı koyu renktir. En hızlı biçimde dibe battığını hisseder insan, korkar düşüş biçiminden. İçinden bir yerlere tutunmak, bir şeylere sığınmak duygusu şiddetle sıkıştırsa da, ruhsallığını ve sonsuzluğunu uyutup, acının içinde beşeri sonuna kadar deneyimler yüreğinde… Ve bir an gelir… Derinleşmiş acının içinden bir yerlerden bir ışık yükseliverir… Hele bir de mevsim sonbaharsa yeşil ve sarı yapraklar arasında silkinme ihtiyacı hisseder yüreği…


Eylül başında uzun süren ve yaşarken acı veren, sonrasındaysa muhteşem armağanlarını topladığım bir deneyimin sonuna gelmiştim. İçimde yükselen ışığın aydınlığıyla oturup bir “niyet “ mektubu yazdım. Mektubum “eskinin/geçmişin temizlenmesi” niyetiyle başlıyordu. Aynı gün Neva Sanat Merkezi’nde yapılacak bir uygulamadan söz etti arkadaşım. İnternetten duyuruya baktık. İlginç şeylerden söz ediyordu. Uygulamanın ne olduğu ve sonrasında deneyimlenebileceklerin neler olabileceğini okuduk beraber. Bir yanım “boş ver” dedi, bir yanım “dene, ne kaybedersin” dedi. “Boş ver” diyenimin bütün mazeretleri ilahi bir sıralamayla çürütüldü ve ben o akşam yapılacak uygulamaya katılmaya karar verdim.


Başlama saatine ucu ucuna yetiştim. Ne olacağı konusunda en ufak fikre sahip değildim. Salona girdim. Halka sıralamasıyla dizilmiş sandalyelerden birine oturdum. İlanda uygulayıcının “Tuba KÜÇÜKAKSU” olduğunu okuduğumdan, içeri giren her bayana dikkatlice baktım. Herkes yerine oturduktan sonra beyazlar giyen erkeğin “Tuba Hoca” olduğunu fark edince, koşullandırılmış zihnime güldüm. Kısa bir bilgilendirme aktardı uygulayıcımız. Yapılacak şey çakralarımızın temizlenmesi ve deksha transferiydi. Ben başlamadan önce her ihtimale karşın(!) çakralarımızın yerlerinin bir kere daha tekrar edilmesini istedim.


Önce el ele tutuşup enerji düzeylerimizi uyumladık. Çakra temizliğine başladığımızda zihnim tüm numaraları denedi. Önce çakraların yerine takıldı, sonra yüz, bacak ve kol kaşıntılarıyla dikkatimi dağıtmaya çalıştı, en iyi numarasını en sona saklamıştı. Birden korkunç bir panik duygusuyla “kalk gidelim” stresini her hücremde hissettirdi. İçimdeki sessiz tanığın dinginliği olmasa kaçıp gitme dürtüsüne yenilmem an meselesi olabilirdi. Zihnin oyunları, üçüncü göz çakrasına geldiğimizde küçük bir çocuğun oyunlarından öte bir şey olmadığını fark etmemle geçici bir süre dağıldı, gitti. Çakra temizliğinin ardından transfer için beklemeye başladık. Uygulayıcımız temizlik ve transfer sonrasına kadar enerji kaçağı olmaması için gözlerimizi kapalı tutmamızı istemişti. Sıranın bana gelmesini beklerken tanıdığım, bildiğim ama nedense uzun zamandır deneyimleyemediğim tam bir iç sessizlik ve huzuru deneyimledim. Çok sakinleştirici ve mutluluk verici bir his sarmaladı beni. Tam bu mutluluğun ortasında sol tarafımdan yüzüme şiddetle çarpan bir enerji dalgası hissettim. Birkaç dakika sonra uygulayıcımız ellerini başımın üstüne koyduğunda zihnim korkunç bir panikle “bu aktarımı alamayacağım” telaşına düştü. Derin nefeslerle zihnimi sakinleştirdim ve transfer tamamlandı. Zihnim her zamanki yerinde duramayan çılgınlığıyla kalkalım mı oturalım mı çekişmesine takıldı. Gözlerimi açma isteğine daha fazla direnemedim. Göz kapaklarımsa aldığı enerjinin etkisiyle olsa gerek kıpırdamadı bile. Bir süre öyle hareketsiz oturduktan sonra, yüzümdeki her kasın, sinirin, noktanın tamamen benim dışımda ve kontrolsüz bir biçimde hareket etmeye başladığını hissettim. Gözyaşlarım tam anlamıyla birer boncuk iriliğinde yanaklarımdan süzülmeye başladı. Diyafram nefesini nasıl alacağımı da unuttum bir an. Ağlamam başladığı gibi ansızın kesildi. Üç sefer tekrarlanan bu ağlamalar sonrasında her şey sakinleşti…


Transferden sonra muhteşem bir rahatlık hissettim. Oysa transferin sürprizlerini bir gün sonra tam anlamıyla deneyimlemeye başladığımda inanılmaz ölçüde şaşırdım. Tat alma, görme, işitme ve sezgi yetilerimde ciddi anlamda bir gelişme ve değişim fark ettim. Zihnim,iç konuşmalarım ve çekişmelerimse artanlarla eşit oranda azalmıştı. Nedensiz bir mutluluk ve huzur giyindiğimi hissettim. Artık ne olanlarla, ne de olmasını istediklerimle aramda inatlaşma vardı.


Uygulayıcımız her transferi alanın kendine özgü deneyimler yaşayacağını özellikle belirtmişti. Haklıydı. İkinci deksha transferi sırasında ne ağlama, ne de enerji duvarı hissettim. Sade,sessiz,dingin bir deneyim yaşadım. Bu transferden sonra daha önce okuduğum spritüel kitapları tekrar okudum. Yazılanlar ve altını çizdiğim cümlelerin gerçek anlamlarını içimin derinliklerinde hissetmenin ötesinde farkındalığımın yükselmesi yıllarca okuduğum spritüel bilgileri yaşamımda uygulamama neden oldu. Daha önce yaptığım reiki uygulamalarının sonuçlarında da hissedilir bir değişiklik oldu. Bu özgün transfer deneyiminin armağanlarını her alışımda bir kere daha önce uygulayıcımız Tuba Küçükaksu'ya ,sonra bu olanağı sağlayan “Neva Sanat ve Gelişim Merkezi”ne sonsuz bir şükran hissediyorum. Her şey için binlerce teşekkür…

Ece Serhan
Ankara





İnternette konuştuğumuz üzere, müziğimi açıp gözlerimi kapatıyor ve konsantre oluyorum. Merak ediyorum çünkü bu benim için ilk defa olacak…
Önce kendimi bulutların üzerinde hissediyorum ve  Antalya’dan İstanbul’a doğru, yıldırım görüntüsü şeklinde kırık çizgiler geliyor ….. Kırılan metrelere benziyor, zik zak görüntülü. Ancak fosforlu sarı ve fıstık yeşili renklerde…O gelen çizgilerin bile üst hizasından bakıyorum. Hafif bir kavis çiziyor önce yükseliyor sonra alçalıyor ve İstanbul’a ulaşıyor. Gözlerim doluyor, ağlamaya başlıyorum…Hatta kendi ağlama sesimi duyuyorum…Ve büyük kedim Monçi, yanağımdan akan yaşları yalamaya başlıyor..

Sonrasında bir uçaktayım ve bulutların arasından aşağı doğru bakıyorum, Heidi’ye benzeyen minik bir kız görüyorum. Devamlı gülümsüyor ve yeşil çimenli bahçeli, küçük, şirin, pencere kenarlarında kırmızı çiçekleri olan (muhtemelen sardunya) , neşeli, yuvarlak hatlı, tek katlı bir evin bahçesinde neşeyle oynuyor… O ben’mişim..Minik kızın saçları siyah, kısa ve kaküllü, kırmızı eteği çok belirgin. Hoplayıp zıplıyor keyifle şarkılar söylüyor.  Eve doğru bakınca evin kapısında çok hoş genç bir kadın görüyorum. O  genç ve güzel kadın da annemmiş. Annemin yüzü ışıl ışıl, mutlu, gülümsüyor… Evin bahçe tarafından babam olduğunu düşündüğüm bir adam geliyor. Sonra kendimi (o minik kızı) anne ve babasının ortasında ikisinin de ellerinden tutmuş yürürken görüyorum… Hayatım boyunca özlediğim ama sahip olamadığım bir tablo bu… Ağlamam hıçkırıklara dönüşüyor…. Çevrede en çok dikkatimi çeken şey, Kanadada sık görülen beyaz bulutların dolaştığı masmavi gökyüzü ve yemyeşil çimenler, ağaçlar….  Her şey hayal ettiğim gibi. Hem benim konumum, hem çevrem….
Ve sonra büyüdüm, bu kez anne olan bendim. Çocuklar torunlar bahçede neşe içinde oynuyorlardı. Yani istediğim şeyler sahiptim artık. Biri elimi tutuyor, ama yüzünü göremiyorum. Acaba kim?

İlgi Yazan (uzaktan aktarım)
31.03.2009/İstanbul




Bu ikinci dikşa’m…Ama biraz ani başladık sanki. İçimden “bu kez olmayacak galiba, olmasa da üzülmemem lazım” diye düşünüyorum.
Uzandığımda bu kez 3. kedim Tarçın geldi atladı üstüme… Meraklıdır o , ben ona “Olay yeri inceleme” derim, her şeyi merak eder… Benim gibi…
Bunları düşünürken birden sırtımda bir ürperti başladı.
Açık havadayım, gökyüzü masmavi, beyaz beyaz bulutlar neşeyle dolaşıyor gökyüzünde. Ben de onlarla ayni hizadayım, hatta bazen su yatağına tutunur gibi tutunuyorum bazen da üstlerine çıkıp bağdaş kuruyorum ve aralarından aşağılara bakıyorum.
Birden aşağıda ilk dikşa aldığımda gördüğüm minik evi görüyorum. Ama bu kez, ben  yokum. Annem ve babam da yok ortada…Sadece ev var…
Kamera dönüyormuş gibi oluyor , deniz ya da göl gören, çimenler içinde ama daha sade bir ev daha görüyorum şimdi.
Gözlerim bu iki ev arasında gidip geliyor. Kıyaslıyorum, karar vermekte biraz zorlanıyorum ama sonunda ikinci eve doğru gitmeye karar veriyorum. Ben o eve doğru giderken Ercan da oradan bana doğru geliyor. Şimdiki yaşımdayım. Üzerimde eski zamanlardaki kabarık dantelli elbiselerden var. Beyaz ince çorap giymişim. Başımda beyaz dantel geniş kenarlı bir şapka ellerimde de bileklerimde biten beyaz file eldivenler var.
Ercan yanıma geliyor ve elini sırtıma koyuyor, ikimizin de yüzü ayni yönde tahminen doğuya yani ilk ev yönüne bakıyoruz.
Baktığımız yerde, yere kadar çok koyu yeşil renkli kapşonlu pelerini olan bir silüet görüyorum. Yüzünü seçemiyorum ama kapşonun içinde bir yüz de yok gibi… Bizim için iyi biri olduğunu hissediyorum.
Ercan ile ikimiz sarılmış ona bakıyoruz, O da yavaşça bize yaklaşıyor ve yine yavaşça elini kaldırıp önce benim sonra Ercan’ın alnına parmağını dokunduruyor. Tam iki kaşımızın ortasına… Kutsar gibi… fark ediyorum ki kapşonun içinde ışık var, yüz seçilmiyor.
Bizim arkamızda da yeni ev var. Sanki ben seçimimi yapmışım ve O beni onaylıyormuş gibi hissediyorum.
Birden hıçkıra hıçkıra ağlamaya başladım. Ve uyandığımda defalarca teşekkür ederim, teşekkür ederim dediğimi fark ettim. Ercan’ın elini de hala sırtımda hissediyorum.
Daha sonra düşündüğümde o yeni evin, Ercan’ın almayı düşündüğü ve daha önce resimlerini göndermeye çalıştığı ve tarif ettiği ev olduğunu fark ediyorum.

İlgi Yazan (uzaktan aktarım)
14.04.2009 /İstanbul

 

 




Oturdum, gözlerimi kapadım ve dileğimi diledim.Aycan ablam ellerini başıma koyduğunda vücudumda bir akım hissettim. Başımdan aşağı akıp ayaklarımda toplandı sanki ağırlaştılar.Sonra uzandım ve müzik kesildi.O odada değildim ben. Kendimi yatağın karşısında kendime bakarken buldum. Rüya görüyodum ve o rüyaya baktığımda bir orman vardı yürümeye başladım ve bir su birikintisi gördüm. Suya baktığımda ilk başta bulanıktı ama sonra bir tarafımda Amma diğer tarafımda Bhagavan vardı. Yanıma baktığımda yoklardı ama suya baktığımda üçümüzüde görebiliyodum. Sonra yer çöktü sanki ben içine girdim ve o su başımdan aşağı akmaya başladı. Onu çok net duyabiliyodum. Sonra nasıl olduysa yoluma devam etmeye başladım ve yolun sonunda kocaman bir dağ vardı. Dağın alt tarafları karanlıktı ama üst tarafı sanki sadece oraya güneş doğmuş gibi görünüyodu. Dağın tepesinde Aycan abla çimen gibi bişeylerin üzerinde bağdaş kurmuş ve ellerini birleştirmiş olarak oturuyordu. Karşısına geçtiğimde bana baktı ve sus işareti yapıp oturmamı gösterdi işaret ederek, bende ayaklarımı uzatarak karşısında oturdum ve ellerimi yukarı doğru açtım ve onun bana deeksha vericeğini hissettim. Aynı enerjiyi tekrar hissettim. Sonra tekrar bedenimi gördüm ve yeniden çalan müziği duymaya başladım. O sırada sanki üzerime annem oturmuş gibi bir ağırlık hissettim, meğer üşümiyim diye çarşaf örtülmüş ama o gerçekten çok ağırdı. Zamanın geçtiğini fark ettim ve gözlerimi açtım ve tir tir titriyordum.

Şuan tüylarim diken diken ve ayakta duramıyorum. O kadar kısa bir sürede bunların hepsini gördüğüme inanamıyorum. İçim şuan bomboş.

Sevgiler,
04.04.2009


Dileğimi diledikten sonra gözlerimi kapattım ve müziği dinlemeye başladım. Bir müddet sonra başım üzerine ellerin konduğunu fark ettim o an tüm vücuduma sıcaklık yayıldı. Uzandığımda ise biranda müzik kesildi. Karşımda yüzü sadece ışık olan biri vardı. Daha öncede görmüştüm onu. Yüzünü hiç seçemedim şimdiye kadar ama bu sefer bana yaklaşmaya çalıştı ve çok korktum onunla konuşmaya hazır değildim. Oda bunu anladı sanırım çünkü öle hissettiğim anda uzaklaştı benden. Daha sonra oda kapısının yanında durup odadakilere ve kendime baktım. Ellerim duvarlardan dışarı çıkmıştı. Filmlerdeki hayaletler gibi. Odadakilere çok seslendim ama beni duymadılar. Ne yaptıklarını gördüm ama onlar beni farketmediler bile çok bağırdım ne kadar süre geçti bilmiyorum biran karanlık oldu ve yeniden müziği duymaya başladım. Gözlerimi açtığımda inanılmaz korkuyordum o yüzden Aycan Abla bana sarıldı oda benim gibi ağlıyordu. Onun kollarında ağlamak güvenlikteymişim hissi yarattı. Korkum bedenimden çıkmam değildi sanki birşeyleri kaybedeceğim hissiydi. Yine boşluktayım.

Asena Şimşek (Yaş 11)
05.04.2009/ Antalya








Ilk başımdan enerji verildiğinde çok yoğun sıcaklık hissettim o anda gözlerime yaşlar doldu ve yüzümde tebessüm olduğunu hissettim ve aynı anda küçük bir resmimi gördüm sanki buda gibi oturmuştum ve etrafımda ışık vardı. Yattığım zamanda slayt gösterisi gibi koyu yeşil üzerinde sürekli dallar ve ağaçlar vardı.görüntü çok hızlı akıyordu, zemin hep yeşildi. Birara yeşil o zemin üzerinde koyu mor bir tomurcuk görünümünde bayağı parlak 3-4 cm oval birşey vardı. Küçük küçük açık mavi renginde ampuller gibi yuvarlak ışıklı tanecikler çıktı ortaya. Kuş sürüsü gibi hareket ediyorlar, bir toplaşıp bir dağılıyorlardı. Bunlarda ne ki diye düşündüm çok hoşuma gitti ve onları izlemek çok keyifliydi.

09.04.2009

Nasıl oldu bilmiyorum yerde yatan bedenimi gördüm ve odadakileri izledim. Farklı bir histi.


Hayat Erman
16.04.2009

 

 




Enerji akarken sanki beynim pişti. Uzanıp müziği dinledim çok güzeldi. Birara burnuma tütsü kokusu geldi odada yakıldığını sandım meğer yakılmamış. Nedense dudaklarım uyuştu dişçiye gitmiş gibi sık sık silme ihtiyacı hissettim. Kalktığımda dudaklarım hala uyuşuktu uzun sürede geçmedi.


Vecahat Turan
02.05.2009

 

 




Mantrayı dinlerken başımda hepbir ışık vardı. Işık tüm bedenime indi resmen onu yuttum ve bedenimde rahatsız olan bölgelere indi. Once karnıma sonra belime, bacaklarıma hepside ağrıyan yerlerimdi. Uzandıktan sonra çok güzel yeşil çimlerin üzerinde bembeyaz seksi bir elbise içindeydim başımda çiçeklerden taç vardı uçarcasına dans ettim ve her hareketimde niyetlerim aklımdan geçiyordu. Daha sonra sabah görmüş olduğum rüyayı tekrar yaşadım ve ondan sonrada içimde bir korku oldu. Hüzünlendim, sinirlendim. Duygularımı insanlar hakkındaki düşüncelerimi melekleri çağırıp, işimle ve özel hayatımla ilgili isteklerde bulundum. Beni sevmeyen insanları, kötülük düşünenleri, kullanmaya çalışanları etrafımdan uzaklaştırmalarını istedim ve bende onlara yardım edeceğimi söyledim. Bu sırada heryer saks mavisi gibi renge büründü. Sonra yeniden ışık ortaya çıktı florasandan bir ip gibiydi. Ona tırmandım ve ışıktan bir boşluk vardı etrafta ve deniz gibi oldu heryer bende sanki denizkızı gibi bir kuyruğa sahip oldum. O şekilde yüzdüm dans ettim ve inanılmaz mutluydum gülüyordum.

12.05.2009
Fulya İldaş

 


 



Ilk başta şimşek çakar gibi ışıklar yanıp sönüyordu. Birden Bhagavan belirdi. Bembeyaz bir odadaydık. Bhagavanın sağ ve sol kolunun yanlarında insanlar vardı. Bir tarafta gülen bir tarafta da sakin insanlar vardı. Niyetimde mutlu ve sakin olmaktı. Daha sonra Bhagavan ellerini havaya kaldırdı ve tüm o insanlar benim içime doğru koşmaya başlayıp içime girdiler. Şaşırdım sonra Bhagavan geldi bana sarıdı bende ona sarıldım. Beni bıraktıktan sonra Amma olarak el sallayarak gitti.
Asena Şimşek

Artık çok sakinim.sorunlar benim için çok sorun değil. Şimdi her işime sevgi katabiliyorum bu ödevim bile olsa.

20.05.2009
Asena Şimşek

 

 




Hiçbirşeyden zevk almadığım, var olmaktan bile sıkıldığım bir dönemde deeksha hayatıma bomba gibi düştü. Neleri değiştirmedi ki; yerlerde sürünen bağışıklık sistemim yavaş yavaş toparlanmaya başladı. Bir gelecek bile hayal edemeyen ben, geri döndüm.
Hayatın anlamını kavramaya başladım. Isteklerim, dileklerim bir bir gerçekleşirken hem şaşırdım hemde keyifle gülmeye başladım. Sanki Alaadin’in sihirli lambasını ele geçirdim. Huzur ve neşe ile yeniden sıkı fıkı olduk. Her ne yaşadıysam ve yaşanıyorsa mükemmel olduğuna inanmaya başladım. Etrafımdakiler Hindistan’a gidip deeksha uygulayaıcısı olmak istediğimi duyduklarında çıldırdığımı sandılar. Kendilerince haklıydılar da çünkü ilaçlarımın bir kısmını ve oksijen tüpümü taşımak mümkün olmayacaktı.
Tek söyleyecebileciğim mükemmel bir deneyimdi. Kafamdaki affedilmeyenlerin bulundukları oda boşaldı. Içimde sürekli büyüyen bir sevgi, insanların hayatına dokunmak ve onların değişimlerine tanık olmak, şükran duygusu nereye varır bilmem ama bildiğim yolculuğun kendisinin harika olduğu. Hayatıma dokunan herkese özelliklede Tuba Küçükaksu'ya sonsuz teşekkürler.
Tüm Sevgimle,

26.05.2009

Aycan Sagay /Antalya

 

 


 

Öncelikle deeksha’nın saçma sapan bir inanç olduğuna inanıyordum. Hatta dalga bile geçiyordum. Asena bunun saçma olmadığını her geçen gün kanıtlamaya çalışsa bile he diyip geçiyordum. Birgün gerçekten böyle birşey olabilir diye düşündüm. Asena buna çok sevindi ve benimde deniyebileceğimi söyledi. Korktum! Ama denedim. İlk dileğim korkularımdan uzak durup, korkunç şeylerin olmadığına inanmaktı. Deekshayı üç kişi beraber almıştık. Aycan Abla elini kafama koyduğu andan itibaren bunun gerçek olduğuna inanmak zorunda kaldım. Enerjinin o hızla aktığı anda gözlerimde titreşimler başladı. Yerinden çıkarcasına titredi. Yaklaşık beş dakika sonra kapıdan ışığın yansıdığını hissettim. Hatta gördüm. Uzanıyordum. “gözlerinizi hazır hissettiğinizde açabilirsiniz” dendiğinde sanki koltuğa yapışmmış gibiydim. Rahatladım. Sanki yeniden doğdum. Zamanla korkularımda benden uzaklaştı. Ikinci kez aldığımda yeşil, pembe ve turuncu renklerde şekiller görmeye başladım. Hatta müziği dinlerken sallanıyordum. O şekildeyken yeşil ve turuncunun pembeyi yutup beyaz renge dönüştüğünü gördüm. Kısa sure içinde gözlerimin iki kat olduğunu fark ettim. Sanki bir çifti kapalıyken diğer çiftin açık olduğunu ve etrafımdaki insanların hareketlerini gözleyebildim. Gözlerimin genişlediğini hissettim. Neredeyse odadaki herşeyi görüyordum. Sol taraftaki şeyler hariç. Oysa gözlerim hep kapalıydı. Içimden şarkıyı bağıra bağıra söylemek geldi. Şarkı bitti ve gözlerimi açtım yine yeniden doğmuş gibiyim. Bütün kötü olaylara el salladım ve kapımı mutluluk, huzur ve sevgiye açtım.

Sevgilerle,

06/06/2009

Deniz Yoloğlu (13) Antalya